18 Aralık 2009 Sinema

Önce size filmin kısa özeti;

hain-traitor-2008

Gizli karşı casusluk faaliyetlerinin ihanet dolu dünyasında geçen, uluslararası bir gerilim filmi olan Hain’de, seçkin bir FBI ajanı korkunç bir komploya dair gizli bilgileri elinde bulunduran, Amerikalı kaçak bir askerin peşinde üç kıtayı kat eder…
FBI ajanı Roy Clayton (Guy Pearce) tehlikeli bir uluslararası komploya yönelik soruşturmayı yürütürken, bütün ipuçları eski bir ABD Özel Harekât subayı olan Samir Horn’a (Don Cheadle) işaret ediyormuş gibi görünür. Karmaşık uluslararası ilişkiler ağına sahip, gizemli bir kişi olan Horn, önemli bir harekât gerçekleşirken ortaya çıkıp, yetkililer onu sorgulayamadan ortadan kaybolmayı iyi beceren biridir.
Soruşturmayla ilgilenen kurumlararası tim, kendine ait bir gündemi varmış gibi görünen, kural tanımayan, deneyimli bir CIA yüklenicisi olan Carter’la (Jeff Daniels) ve FBI ajanı Max Archer’la (Neal McDonough) buluşur.
Soruşturma timi Yemen, Nice ve Londra’daki yasadışı eylemleri Horn’la ilişkilendirir ama bir yığın çelişkili kanıt ortaya çıkar ve Clayton’ı hedefinin muhalif ve eski bir askerin mi, yoksa çok daha karmaşık bir şey mi olduğu konusunda kendini sorgulamaya iter…
Gerçeği gün ışığına çıkarmayı kafasına koyan Clayton, gizemli eski asker sırlardan ve yalanlardan kurulu bir dünyanın içine daldıkça, bütün dünyada Horn’un izini sürer.

(Alıntı)

Filmin ilgi çekici yönü ise; son yıllardaki müslüman=terörist karalamasının hangi süreçlerde geliştiği ve bunu gerçekleştirenlerin kimin komutasında olduğunu anlatması. Ve filmde bu karalamayı aydınlatmaya çalışan bir kahramanın öyküsü anlatılıyor. Ve objektife yakın bir biçimde yazılmış hikaye, Holywood sektörünün klişeleşmiş İslama bakış fikirlerini değiştireceğe benziyor. Burası filmin hissedilen en güzel yanı, cık, daha fazla anlatmam , izleyin ve görün. Müthiş bir film. IMDB deki oyu 7.1 ama benden rahat bir 8,5 alır. Pişman olmayacağınız  Seboist64 tavsiyelerinden.

IMDB =>> http://www.imdb.com/title/tt0988047/

3860227156_832f26f272

DH’ta bir arkadaşın paylaştığı ve hoşuma giden bir yazı.

Yıllar öncesi. Öğrenciyim. Hava bunaltıyor. Yorgunum. Az sonra bineceğim otobüste de oturamayacağım kesin. Bari beklerken dinlenebilirdim. Duraktaki banka oturmaya niyetlendim. Ama garip ki, benden önce oturanlar oturak yerine ayaklarını koymuşlar, bankın arkalığını da oturmak için kullanmışlardı. Gençler öyle otururdu o zamanlar. (Herkes gibi otururlarsa, yaşlı sanılmaktan mı korkarlardı?) “Böyle gelmiş, böyle gider”di. Ben de onlar gibi oturmak zorunda kaldım. Ayaklarımı oturak yerine koydum, bankın arkalığının daracık ucuna yerleştim. Çok geçmedi ki banka benim gibi oturamayacak yaşlı teyze, benden önce banka benim gibi oturan gençlerin hepsinin hesabını bana sordu. İyice bir fırça yedim. Ben o azarı hak etmemiştim ama o haklıydı. Sustum.
Meğer ben o koltuğa oturmadan yıllar önce, ABD’de bir araştırmacı, o teyzeye karşı yaşadığım acı mahcubiyetin hesabını yapmışmış. Şimdi haberim oldu. “Kırık Cam Teorisi” hesabıymış bu.

Anlatıldığı kadarıyla: “Kırık Cam Teorisi” ABD’li suç psikologu Philip Zimbardo’nun 1969′da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmiş. Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model otomobil bıraktı. Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri izledi. Bronx’taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı. Ardından Zimbardo ve iki öğrencisi ’sağ kalan’ otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil oldu. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti. “Demek ki” diyordu Zimbardo, “ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.”

Şimdi niye o banka öyle oturduğumu anladım. Ve benim olmayan suça nasıl da kolayca katılabildiğime, hatta onu çoğalttığıma şaşırmadım. Ayrıca benden önceki suçların hepsinin hesabının bana sorulmuş olması da gerekiyormuş.

“Kırık Cam Teorisi”nin takipçileri bakın ne diyor: “Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.”

Bunları niye mi anlattım? Kalbimizde ucundan kıyısından kırılmış camlar taşıyoruz sürekli… Ruhumuzun başköşelerine ilk başta önemsiz gözüken, laf etmeye değmez çöpler bırakıyoruz her gün. Küçük küçük günahlar, minik minik hatalar camı kırık araba gibi diğerlerini de camları kırmaya, kapıları çerçeveleri indirmeye teşvik ediyor. Pişmanlığımızı fırsat bilip ortadan kaldıracak kadar ciddiye almadığımız “çöpler”imiz, sürçmelerimiz, kötülüklerimiz, ayıplarımız, kokuşmuş çöp dağlarına, kötülük yığınlarına kapı aralıyor. “Böyle gelmişse, böyle gider” diye kendi kendimizi ağır veballer altında ezdirdikçe ezdiriyoruz.
Kırık camın oradaki varlığı, diğer camların da kırılabileceğine dair bir haklılık üretir içimizde. Çöpün bizden önce oraya atılmış olması, oraya çöp atmanın bir alışkanlık olduğunu söyler bize. Çok geçmeden biz de o alışkanlığa alışır, alışık olunanı yapmakta haklı görürüz kendimizi. Cam ilk kırıldığında hafife alırsak, ağırlaşır cam kırıkları. Çöp ilk atıldığında umursamazsak, umursamazlığımız bir çöp dağını besler.

Tam da “hafife almakla” açılan, “umursamazlıkla” genişleyen bir “yol(suzluk)”u tarif eden sûre’nin (Mutaffifîn) berceste ayetinin konusudur “cam kırıkları teorisi”: “Yapmaya alıştıkları kötü işler, gitgide kalplerini paslandırdı.” (Mutaffifîn, 83/14).

Bir de aynı ayeti yorumlayan Efendimizin [asm] küçümseyerek/hafife alarak ilerlediğimiz yol(suzluk)u tarif edişine kulak verelim: “İnsan bir günah işler ve onu tevbe ile silmezse, kalbinde bir leke olarak kalır. Eğer tevbe ederse kalbi yine parlar. İkinci bir günah işlediğinde ise o leke büyür. Ve kalb günah işleye işleye öyle bir kararır ki, bütün kalbi ele geçirir.”

Özür dilemeye değmez gördüğümüz küçücük bir cam kırığı, bizi özür dileyemez bir kırıklığa mahkum ediyor.
Değil mi?

Makale ” http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/ ” den alınmıştır. İzinsiz alıntı yapmayınız! ©

Canon EOS 400D

Yaklaşık 5 yıl önce A serisi bir Canon fotoğraf makinesi almamla başlayan DSLR merakı ve 350D aşkı nihayet 400D ile son buldu. Ve sevenler kavuştu.

canon_400d_kit

Kavuşma heyacanını bir kenara bırakıp cihaza ve kısa tanışma bilgilerine gelirsek;

Canon’un 400D modeli 350D modelinin devamı niteliğinde, sensör 8 den 10.1 Mp e çıkartılmış. Ayrıca bu modelle birlikte Sensör temizleme özelliği de gelmiş. Bu gerçekten hoş bir şey, makineyi her açtığımda sensör temizleniyor.  Canon yeni ürünüyle beraber 18 – 55 mm (kit) lens veriyor. Bu lens genel çekimler için bir başlangıç lensi denilebilir.  Fakat çekim konularına göre farklı lensler almak ihtiyaç oluyor zamanla. Ben bu kounudaki seçimimi “CANON-EF 75-300 MM F/4.0-5.6 III TELEFOTO ZOOM L” dan yana kullandım.

canon_75-300canon_75-300mm

Gelirgelmez tüm menüyü gezdim ama bir türlü ilk kareyi çekmek için bir obje bulamadım, lan çek işte pencereyi saksıyı şurayı burayı dimi :) Hemen bir kağıt ve üstüne Zippo’yu koydum, dolayısıyla ilk resmim bir makro denemesi oldu. Netlik falan biraz kötü ama maruz görün İLK deneme!

ilk

Fotokritikteki şu meşhur fotonun da 400 D ile çekilmiş olduğunu hatırlatarak bu blog girdime son veriyorum.

400d_foto

İlerleyen günlerde daha fazla bilgi ve fotoğrafla buraya yazarım birşeyler. Şimdilik bu kadar. Esen kalın, Işığınız Bol Olsun !   :)

Özellikler Burada , İnceleme Burada

(daha fazla…)

22 Ekim 2009 Fotoğraf
Bir Tas Yemek

Bir Tas Yemek

Sadece bir fotoğraf aslında; bir kitapta anlatılacak bir şeyi sadece bir kareye sığdıran bir fotoğraf…

Bir tas yemek, o yemeğe bakış, benim her hangi bir şeye sahip olduğumda hissetmediğim bir mutluluk…

Bir fakülte bitirmek, bir işe sahip olmak, bir eve bir arabaya sahip olmak veya sadece sağlıklı olmak yetersizmidirki o kadının hissiettiğini hissetmek için…

Annenin babanın sağ olması, ailenin etrafında olması seninle sevinip seninle üzülmesi yetersizmidirki o kadının hissiettiğini hissetmek için…

Bir kezde olsa aşık olmussan hayatta, hissetmissen içinde azda olsa, dünya daha bir güzel gelmişse sana bunlardamı yetersizdi o kadının hissiettiğini hissetmek için…

Sadece bir fotoğraf işte, sahip olduklarımın bir tas yemek etmediğini gösteren bir fotoğraf, sahip olduklarıma o değeri vermediğimi gösteren bir fotoğraf, sadece bir fotoğraf işte…

Kim şanslı merak ediyorum, o hissi içinde hissedenmi yoksa benmi?


18 Ekim 2009 Esti öyle işte...

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Dostum sözünü söylediğimde biz kardeş değilmiyiz lan! diyecek olan kardeşlerime ve tüm yakın arkadaşlarıma gelsin bu şiir!  Teşekkürler, büyüyorum sizinle…

dostluksiir

BiR DOST

Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın…
“Nereden çıktın bu vakitte” dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
“Gözünün dilini” bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı…
Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları,
…dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı…
En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz…
Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, “hak ettim” diyebilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi…
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş…
Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş…

* * *
(daha fazla…)

5 Eylül 2009 PC Çözümleri

Bi program çalışmak için debeleniyo ve son nefesini verip (Yanıt Vermiyor) yasını ilan ediyor. Hemen sinir ve heyecanla Ctrl+Alt+Del yaptınız, HÖNK! Görev yöneticiniz devre dışı!

gorev_yoneticisi_devre_disi

Ctrl+Alt+Del tuş kombinasyonlarıyla ulaştığımız görev yöneticisi devre dışı kaldıysa şu yöntemi uygulayın;

->”Başlat”
–>”Çalıştır”
—>Aç Kutusuna “regedit” yazın ve “tamam” deyin.

Kayıt Defteri açılacaktır..Şimdi sırayla aşagıdaki komutları takip edin..

HKEY_CURRENT_USER\Software\Microsoft\Windows\Curre ntVersion\Policies\System
Burada “Disable TaskMgr” adında bir değer göreceksiniz.Ona sağ tıklayıp “değiştir” deyin ve 1 olan değeri 0 yapın.

gorev_yoneticisi_devre_disi_2

 Page 5 of 9  « First  ... « 3  4  5  6  7 » ...  Last »