Viewing Category  »  Genel, Hayat, Şu, bu…
10 Ağustos 2010 Genel, Hayat, Şu, bu...

Belki bugüne kadar onlarca penaltı, frikik, şut vs. flash oyun türlerini deneyimlemiş olabilirsiniz. Ama bu kalecilik deneyimi bambaşka. Beni bayağı sardı, sizinde denemnizi istedim. Level 4′e kadar çıktım ama sonrasında abartıyor adam, abanmak yok kardeşim! :D İlk açılışta çalışmazsa sayfayı yeniliyiverin bi zahmet. Görüşürüz blog, esen kal!

Kalecilik kabiliyetinizi tecrübe edin :)

Kalecilik kabiliyetinizi tecrübe edin :)

Devamı… (daha fazla…)

3860227156_832f26f272

DH’ta bir arkadaşın paylaştığı ve hoşuma giden bir yazı.

Yıllar öncesi. Öğrenciyim. Hava bunaltıyor. Yorgunum. Az sonra bineceğim otobüste de oturamayacağım kesin. Bari beklerken dinlenebilirdim. Duraktaki banka oturmaya niyetlendim. Ama garip ki, benden önce oturanlar oturak yerine ayaklarını koymuşlar, bankın arkalığını da oturmak için kullanmışlardı. Gençler öyle otururdu o zamanlar. (Herkes gibi otururlarsa, yaşlı sanılmaktan mı korkarlardı?) “Böyle gelmiş, böyle gider”di. Ben de onlar gibi oturmak zorunda kaldım. Ayaklarımı oturak yerine koydum, bankın arkalığının daracık ucuna yerleştim. Çok geçmedi ki banka benim gibi oturamayacak yaşlı teyze, benden önce banka benim gibi oturan gençlerin hepsinin hesabını bana sordu. İyice bir fırça yedim. Ben o azarı hak etmemiştim ama o haklıydı. Sustum.
Meğer ben o koltuğa oturmadan yıllar önce, ABD’de bir araştırmacı, o teyzeye karşı yaşadığım acı mahcubiyetin hesabını yapmışmış. Şimdi haberim oldu. “Kırık Cam Teorisi” hesabıymış bu.

Anlatıldığı kadarıyla: “Kırık Cam Teorisi” ABD’li suç psikologu Philip Zimbardo’nun 1969′da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmiş. Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model otomobil bıraktı. Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri izledi. Bronx’taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı. Ardından Zimbardo ve iki öğrencisi ’sağ kalan’ otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil oldu. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti. “Demek ki” diyordu Zimbardo, “ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.”

Şimdi niye o banka öyle oturduğumu anladım. Ve benim olmayan suça nasıl da kolayca katılabildiğime, hatta onu çoğalttığıma şaşırmadım. Ayrıca benden önceki suçların hepsinin hesabının bana sorulmuş olması da gerekiyormuş.

“Kırık Cam Teorisi”nin takipçileri bakın ne diyor: “Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.”

Bunları niye mi anlattım? Kalbimizde ucundan kıyısından kırılmış camlar taşıyoruz sürekli… Ruhumuzun başköşelerine ilk başta önemsiz gözüken, laf etmeye değmez çöpler bırakıyoruz her gün. Küçük küçük günahlar, minik minik hatalar camı kırık araba gibi diğerlerini de camları kırmaya, kapıları çerçeveleri indirmeye teşvik ediyor. Pişmanlığımızı fırsat bilip ortadan kaldıracak kadar ciddiye almadığımız “çöpler”imiz, sürçmelerimiz, kötülüklerimiz, ayıplarımız, kokuşmuş çöp dağlarına, kötülük yığınlarına kapı aralıyor. “Böyle gelmişse, böyle gider” diye kendi kendimizi ağır veballer altında ezdirdikçe ezdiriyoruz.
Kırık camın oradaki varlığı, diğer camların da kırılabileceğine dair bir haklılık üretir içimizde. Çöpün bizden önce oraya atılmış olması, oraya çöp atmanın bir alışkanlık olduğunu söyler bize. Çok geçmeden biz de o alışkanlığa alışır, alışık olunanı yapmakta haklı görürüz kendimizi. Cam ilk kırıldığında hafife alırsak, ağırlaşır cam kırıkları. Çöp ilk atıldığında umursamazsak, umursamazlığımız bir çöp dağını besler.

Tam da “hafife almakla” açılan, “umursamazlıkla” genişleyen bir “yol(suzluk)”u tarif eden sûre’nin (Mutaffifîn) berceste ayetinin konusudur “cam kırıkları teorisi”: “Yapmaya alıştıkları kötü işler, gitgide kalplerini paslandırdı.” (Mutaffifîn, 83/14).

Bir de aynı ayeti yorumlayan Efendimizin [asm] küçümseyerek/hafife alarak ilerlediğimiz yol(suzluk)u tarif edişine kulak verelim: “İnsan bir günah işler ve onu tevbe ile silmezse, kalbinde bir leke olarak kalır. Eğer tevbe ederse kalbi yine parlar. İkinci bir günah işlediğinde ise o leke büyür. Ve kalb günah işleye işleye öyle bir kararır ki, bütün kalbi ele geçirir.”

Özür dilemeye değmez gördüğümüz küçücük bir cam kırığı, bizi özür dileyemez bir kırıklığa mahkum ediyor.
Değil mi?

Makale ” http://fatihiraz.net/2009/08/26/kirik-cam-teorisi/ ” den alınmıştır. İzinsiz alıntı yapmayınız! ©

Bu sabah saatlerinde balkonda ikamet eden Sıtkı ve Hasılanın evinde (akvaryum) Hasılaya rastlayamadık. Yani mecazi anlamda değil reel anlamda Hasıla kayıplara karıştı. Çok büyük ihtimalle balkondaki su deliğinden …. :(

Sıtkı ise soruları yanıtmalak istemedi. Bu arada uzun süredir kavgalı olduklarıda biliniyordu…

1 Mayıs 2009 Genel, Hayat, Şu, bu...

- Bir işçinin 600 tonluk press makinasının arasından emeklemek
suretiyle geçerek ucundaki 2450 santigratlık fırında sigarasını
yakmaya çalışması.
(KarabükDemir Çelik Fabrikaları)

-Kurtarmaya gelen ambulansın suratınıza park etmesi.
(E5 otoyolu, Kumburgaz mevkii)

-Traş olurken berberin “rahatlatır” güdümlü, boynu aniden sağa sola
çevirme hareketi sonucu, boynun kırılması.
(Erzurum, Merkez Berber Salonu)

- Kafasında mermer kırdırmaya çalışan medyatik karatecilerin travma
sonucu ölümü
(Esenler Karete Salonunda)

(daha fazla…)

29 Nisan 2009 Genel, Hayat, Şu, bu...

Hamsterlarımız;

Bir web tasarımcısının başına gelebilecek en son şey başıma geldi; yedeği alınmamış SQL girdilerim uçtu gitti :(

Aslında bu yıkıcı bir sorun.  Ama sorun değil, çünkü bu blog’un bir amacı yok,  dece web tasarım pratiği yapmama yarayan bişey. O yüzden kaldığım yerden yazılarıma devam edeceğim. Öncekiler ne mi oldu; puff!