Yoğun istek üzerine… İzlediğim filmler arasından en iyileri kendimce sıraladım…
Tam liste yazının devamında…
Yada bilgisayarınıza listeyi indirebilirsiniz…
Canon EOS 400D
Yaklaşık 5 yıl önce A serisi bir Canon fotoğraf makinesi almamla başlayan DSLR merakı ve 350D aşkı nihayet 400D ile son buldu. Ve sevenler kavuştu.
Kavuşma heyacanını bir kenara bırakıp cihaza ve kısa tanışma bilgilerine gelirsek;
Canon’un 400D modeli 350D modelinin devamı niteliğinde, sensör 8 den 10.1 Mp e çıkartılmış. Ayrıca bu modelle birlikte Sensör temizleme özelliği de gelmiş. Bu gerçekten hoş bir şey, makineyi her açtığımda sensör temizleniyor. Canon yeni ürünüyle beraber 18 – 55 mm (kit) lens veriyor. Bu lens genel çekimler için bir başlangıç lensi denilebilir. Fakat çekim konularına göre farklı lensler almak ihtiyaç oluyor zamanla. Ben bu kounudaki seçimimi
“CANON-EF 75-300 MM F/4.0-5.6 III TELEFOTO ZOOM L” dan yana kullandım.
Gelirgelmez tüm menüyü gezdim ama bir türlü ilk kareyi çekmek için bir obje bulamadım, lan çek işte pencereyi saksıyı şurayı burayı dimi
Hemen bir kağıt ve üstüne Zippo’yu koydum, dolayısıyla ilk resmim bir makro denemesi oldu. Netlik falan biraz kötü ama maruz görün İLK deneme!
Fotokritikteki şu meşhur fotonun da 400 D ile çekilmiş olduğunu hatırlatarak bu blog girdime son veriyorum.
İlerleyen günlerde daha fazla bilgi ve fotoğrafla buraya yazarım birşeyler. Şimdilik bu kadar. Esen kalın, Işığınız Bol Olsun !
Geçen hafta PTT aracılığı ile adıma bir ödeme gönderildi. Fakat göndericinin ismini bilmiyordum. Çünkü ödeme türü burs gibi birşeydi. Ptt şubesine ödememi almak için gittim kimliği verdim tam parayı beklerken “Kim gönderecekti?” diye bir soru yöneltildi. Bende bilmiyorum dedim. Gişedeki görevli o zaman size ödemeyi yapamam dedi. O an dumur olmanın şaşkınlığı ile “Nasıl ya!” diye reflexif bir cevap verdim. O da güvenlik vb. falan diye zırvalamaya başladı. Aman ne güvenlik! Sonuç olarak o gün ödemeyi alamadım.
Sonra arkadaşlarla konuştuktan sonra tekrar şubeye gittim “Siz göndericinin adını söyleyin ben belki soyadını hatırlarım dedim bana göndericinin adını söyledi. Sonra hatırlayamadım dedim. Ertesi gün gidip aynı soruyu soyadına uyarlayıp soyadını da öğrendikten sonra Bingo! Parayı aldım. Madem böyle ilkel bir yönteminiz var alın size o mükemmel sisteminizin açığı… :>>>
Bu fikir İzTv izlerken doğdu, arkadaşlarla espiriyle karışık adalara gitme muhabbetine hep girerdik. Ama Santorini ile ilgili belgeseli izleyince bu istek tavan yaptı. O kadar ki hadi kalkın gidelim noktasındaydı. Fakat vize-pasaport problemi birden yüzümüze çarptı
Hani hep deriz ya ah şu adalar bizim olsaydı (veya kaptırmasaydık). Bence bizim olmamalıydı, eğer bizim olsaydı eminim bu adada eşşekler gezerdi. Ama birde şu mimariye ve üzelliklere bakın. Neyse ben daha fazla uzatmadan Santorini ile ilgili bilgileri paylaşayım… Buradan itibaren verilen bilgiler web ten topladığım bilgilerden ibaret;

Santorini adası, bir yanardağın çökmesi sonucu oluşmuş. Çökme esnasında bir parçasının direnmesi sonucu ayakta kalabilmiş. Dağ avantajından dolayı da pek bir yüksek, yanardağ kalıntısı olmasından doayı da hilal gibi.
Santorini’ye nasıl gidilir?
Uçak ve feribot ile: Marmaris’ten Rodos’a (1 saatlik feribot), Rodos’tan Santorini’ye de kalkan uçaklar (planör/pırpır/Vecihi uçakları’nı andıran) var. Ya da aktarmalı bir şekilde Atina-Santorini yapabilirsiniz. Yunanistan, hava ve deniz taşımacılığında oldukça gelişmiş. Hemen hemen her adada bir havaalanı var. Her adadan da gün içinde -özellikle yazın- farklı adalara taşımacılık yapılıyor.
Gemi ile: Gemi ile düzenlenen turlar var. Adaya günü birlik geziler düzenleniyor, bunlarda da Schengen vizesi talep edilmiyor. Gemilerin demirlediği yerden, teleferik ya da eşekle adaya çıkılıyor.
Bir web tasarımcısının başına gelebilecek en son şey başıma geldi; yedeği alınmamış SQL girdilerim uçtu gitti
Aslında bu yıkıcı bir sorun. Ama sorun değil, çünkü bu blog’un bir amacı yok, dece web tasarım pratiği yapmama yarayan bişey. O yüzden kaldığım yerden yazılarıma devam edeceğim. Öncekiler ne mi oldu; puff!